Make your own free website on Tripod.com

Egitim Fakültesi 2006-2007 egitim-ögretim Yili iLkokuma ve Yazma Ogretimi dersi

Egitim
Ana Sayfa
Egitim
ilkokumayazma ogretiminde ogretmen Gorusleri
Gagnenin Ogretim modeli
Tam ogrenme Kurami
Turkcenin temel becerileri&ilkokumayazma ogretimi
ogretimYontemleri
Yeni Türkçe Programi
Ogrenme&ogretme Teknikleri
ilkokumayazma Ogretiminde ogrenme Sorunlari olan cocuklar
Ses Temelli Cümle Yöntemi Uygulamalari

Bu başlık altında Genel teorik bilgiler yeralmaktadır.

 

Eğitim

"Eğitim bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir."

Bu anlamda öğretmenler bir bakıma davranış mimarıdır. Bilinmelidir ki dav­ranışlarda kendiliğinden değişmez. Davranışların değişmesi, bireyin çevresiyle etkileşimi, kısaca yaşantılar geçirmesiyle olasıdır. O nedenle öğretmenler; öğrenciler için istendik davranışların yaşandığı bir etkile­şim düzenini yani öğrenme çevresini oluşturmalıdırlar.

Eğitim süreci sonunda elde edilen davranışların öğrenilmiş davra­nışlar sayılabilmesi için nispeten kalıcı olması beklenir. bir davranışın öğrenilmiş davranış sayılabilmesi için onun sonradan kazanılması ve belli bir kararlılıkla birey üzerinde etkisini sürdürmesi gerekir.

Öğrenme bireyin kendi yaşantısı yoluyla gerçekleşebilir. Öğrenil­miş davranışlar, bireyin yaşantısının ürünüdür. Bu da bireyin çevresiyle etkileşim kurmasıyla mümkündür. Bireyin çevresiyle etkileşim kurması, çevresindeki uyaranları duyu organları yardımıyla alarak, onları algıla­ması, yorumlaması ve tepkide bulunması anlamına gelir.

Öğretme

Öğretme, öğrenme olayının öğretmen tarafındaki görüntüsünü oluşturur. Öğretme, "öğrenmeyi klavuzlama etkinliği" olarak tanımlana­bilir. Kısaca öğretme, bireyin öğrenmesini sağlama eylemidir. Bu anlam­da öğrenme -öğretme sürecinde öğretmenin görevi yol gösterme, öğrenci­ye kılavuzluk yapmadır.

Başarılı bir öğretme etkinliğinin gerçekleşebilmesi için, öğrencinin öğrenme ihtiyacım hissetmesi ve öğrenmeyi arzulaması gerekir. Hiçbir öğretme etkinliği, öğrencinin öğrenme arzu ve isteği olmadan beklenen sonucu vermez.

Unutulmamalıdır ki zorlama etkisiyle kazanılan davranışlar, zorlama devam ettiği sürece ka­lıcıdırlar, ürünleri de olabilir.

Öğretmenlerin görevi, öğrencileri öğrenme istek ve ihtiyacı doğrul­tusunda eğitmek olmalıdır.

Eğer, öğrenci öğrenme ihtiyacım hissetmiyor, bu­nun sonucu olarak da öğrenme arzusu ve ilgisi duymuyorsa, öğretmenin görevi öğrenme ihtiyacım öğrenciye hissettirmek, bunun sonucu olarak da öğrencide öğrenme arzu ve ilgisini uyandırmak olmalıdır. İlkokuma-yazma öğretiminde çağdaş öğrenme-öğretme anlayışıyla çocuğu başarıya götürmeyi amaçlayan bu çalışma, öğrenciyi merkeze alan ve onda güçlü bir okuma yazma öğrenme arzu ve isteği uyandırarak okuma-yazma başarısını kazandırmayı temel hedef olarak benimsemiştir.

Öğrenme-öğretme Süreci

Eğitim yoluyla çocuğa kazandırılması öngörülen davranışlar öğ­renme- öğretme etkinlikleri yoluyla gerçekleştirilir. Öğrenme ve öğretme birbiriyle ilişkili ve birlikte yürüyen süreçlerdir. Öğrenme-öğretme süre­cine öğretmen açısından bakıldığında "öğretme", öğrenci açısından ba­kıldığında ise "öğrenme" kavramıyla karşılaşılır.

Eğitim Programı

Program, öğrencilerin okulun sorumluluk alanındaki tüm yaşantılarım kapsar.

Eğitim programı, belirli bir yaş grubundaki öğrencilerin kazanması gereken özelliklerin göstergesi olan hedef ve hedef davranışları, bu dav­ranışların nasıl kazandırılacağım gösteren öğrenme-öğretme etkinlikleri­ni, programda öngörülen davranışların kazanılıp kazanılmadığını, kaza­nılmış ise kazanılma düzeyim belirleyecek olan sınama- ölçme durumla­rım kapsar.

Özetle, öngörülen hedefleri gerçekleştirmek üzere tasarlanan tüm etkinlikler ve bu etkinliklerin uygulamadaki görünümü eğitim programının oluşturur.

TÜRKÇE'NİN YAPISAL ÖZELLİKLERİ VE İLKOKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİ

Türk dili dünya dilleri ailesinde farklı "ses", "kelime" ve "cümle" yapışma sahiptir. Türkçe'nin farklı özellikleri şöyle sıralanabilir.

Türkçe'de Harf-ses İlişkisi Birebir Eşleşmiştir

Türkçe, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi de okunan bir dil­dir. Bu özellik Türkçe'deki harflerin ve seslerin bire bir eşleşmesinden ileri gelmektedir.

Türkçe Sondan Eklemeli Bir Dildir

Öte yandan Türkçe, dünya dilleri arasında, bitişken diller ailesin-dendir. Bu dillerde sözcüklerin kökleri değişmez. Dilde sözcük türetilmesi yapım ekleriyle olur. Türeme son eklerde yapılır. Türk­çe'de sondan yapılan bir diğer ek de çekim ekleridir.

Türkçe'nin sondan eklemeli dil olmasının da okuma-Yazma öğre­nene sağlayacağı önemli bir kolaylık vardır Okuma-yazma öğrenmede en büyük zorluklardan birisi çocuğun harfin sezdirilmesidir. Okuma-yazma öğrenme sürecindeki çocuk, zaman içerisinde benzer şekilde ya­zılan yazıların okunuşlarının ve anlamlarının aynı olduğunu, farklı yazı­ların ise farklı okunuş ve anlamları olduğunu anladığında okumayı çö­zümlemeye başlar.

Türkçe'de Ses Uyumu Vardır

Türkçe'de kalın ünlülerle başlayan sözcükler kalın, ince ünlülerle başlayan sözcüklerse ince biter. Kaya, ağaç, orman, eşik, tavan sözcükleri bu durumun

Türkçe'nin Sözdizimi farklıdır

Türkçe cümle yapısı, özne+tümleç+yüklem sırasını izler.

Türkçe'de, anlatıma temel olan tamamlayıcı öğeler' önce yardımcı öğeler sonra gelir.

Türkçe Okuma-yazma Öğrenme Kolaydır

“Türkçe sözcüklerin yazıldığı gibi okunması ve söylendiği gibi yazılması, bu dili öğrenecek olan kişiye sesle metin arasında ilişki kurabilme kolay­lığını vermektedir"

A. BİRİNCİ SINIF ÇOCUĞUNUN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

İnsan organizmasının kendinden beklenen bir davranışı ger­çekleştirebilmesi için o davranışın gerektirdiği biyolojik olgunluğa ve hazır bulunuşluk düzeyine ulaşması gerekir.

Çocukların bu davranışları davranışlarının gerektirdiği kemik, kas ve sinir gelişimi sağlanmadan ger­çekleştirmeleri beklenemez. Okuma-yazma gibi yaşam boyu kullanı­lacak kritik davranışları çocuğun yeterli gelişim düzeyine ulaşma­dan gerçekleştirmesi olanaksızdır.

O nedenle, yaşamının en önemli kavşağı üzerinde bulunan çocuğun içinde bulunduğu yaş özelliklerinin değişik yönlerden ele alınması, onun hem hayata uyumlu bir giriş yapması, hem de okuma-yazma becerisini başarıyla kazanabil­mesi açısından önemlidir.

Her çocuğun fiziksel yapısı ve gelişim hızı onun ne yapacağının ve ne öğreneceğinin sınırını çizer.

Bu nedenlerle öğrencinin gelişim özelliklerini incelenmesi başarılı bir öğretimin gerçekleştirilmesi için gereklidir.

Davranış değiştirme mühendisleri olarak tanımlanan eğitimcilerin ve öğretmenlerin, çocuklara ve gençlere etkili bir öğrenme­yi sağlayabilmek için, değişik yaş ve gelişim dönemindeki öğrencilerin ortak özelliklerini bilmeleri ve öğrenme-öğretme ortamlarım bu özellik­lere uygun olarak düzenlemeleri gerekmektedir.

İlköğretim okulu birinci sınıf çocuğunun okuma-yazma öğrenmesinde önkoşul niteliğinde sayılabilecek gelişim özellikleri

Bu Dönemde Çocuklar Bireyselleşmeye Başlar

Okulun da etkisiyle bu dönemde çocuk bireyselleşmenin ilk adım­larını atar ve bir birey olarak toplumda yer almaya başlar. Çocuğun zi­hinsel ve toplumsal becerileri gelişmiştir. Düşünme, öğrenme, diğer bi­reyleri ve sosyal yapıyı anlama konusunda oldukça ileri durumdadır.

Beden ve Hareket Becerilerinde Önemli Gelişmeler Olmuştur

Okula başlamaya yıllarında fiziksel gelişimde önceki yıllara göre bir yavaşlama dönemine girilmiştir. Bedensel gelişmenin yavaşlaması nede­niyle de çocuğun hareket (motor) becerilerinde olumlu gelişmeler olur. Bedensel gelişmedeki yavaşlamayla birlikte çocuğun hareket becerileri olgunlaşmaya başlar ve vücut organlarını daha eşgüdümlü kullanır.

Bu dönemde fiziksel büyüme ve gelişmenin yavaş fakat kas doku­sunun gelişimi oldukça hızlıdır. Kas dokusundaki bu hızlılığa rağmen, kasların işlevleri henüz tam değildir. Bu da çocuğun hareketinde yetersiz­liği, ahenksizliğe, uzun bir süre aynı yerde oturamama sorununa yol açar.

İskelet gelişimindeki hızlanmalar nedeniyle kambur gibi durma çok görülen bir durumdur. Kaslarla iskeletin birbiriyle farklı gelişimlerinden kaynaklanan uyumsuzluklar nedeniyle de büyüme ağrı­ları sıkça rastlanan vakalar arasında yer alır.

Büyük kasların hareketini gerektiren güç ve enerji gerektiren etkin­liklere katılmakta 6-11 yaş çocuğu çok isteklidir. Sürekli olarak canlı ve hareketlidir. Oyun ve ilgi evden sokağa kaymıştır. Oturmak yerine koşmayı, saklambacı, sek sek oyununu, bisiklete binmeyi ister. Çocuğun bu oyunlarda başarılı o-labilmesi, onun gereken olgunluğa erişmesi kadar, kendisine fırsat ta­nınmasına, deneyim fazlalığına ve kendine güvenine de bağlıdır.

Bu dönemde hareket becerilerinde üstün gelişme gösteren çocuklar (özellikle erkek çocuklar), arkadaş-akran gruplarında daha çok kabul gö­rülür. Örneğin, en hızlı koşan veya en iyi bisiklete binen bir çocuk akran grubunda kabul görür, popüler olur. Öte yandan hareket becerilerinin gelişiminde kızlarla erkekler arasında önemli farklılıklar vardır. Özellik­le hızlı koşmada, uzağa ve hedefe atmada erkekler kızlardan daha önde, daha başarılıdır.

Büyük kas becerilerinin yanı sıra, küçük kas becerilerinin gelişi­minde de yaşla artan düzenli ve sürekli bir ilerleme, olgunlaşma söz ko­nusudur. Çocuklar 6-7 yaşlarına doğru kollarını, omuzlarını, bileklerini, parmaklarım kontrol edebilmeyi öğrenirken, el-göz ilişkisi de gelişir.

Çocuklar ilköğretim okulunun 1. Sınıfına geldiklerinde yazı yaz­mayı öğrenecek gelişim düzeyine ulaşırlar. Yazıyı belli bir hızla yaza­bilmek, satıra dizmek, uygun büyüklükte yazabilmek küçük kasların ge­lişimi ve kontrolünün kazanılmasıyla ilişkilidir. Ancak, bu yaş dönemin­de yukarıda da görülebileceği gibi çocukların küçük kasları gelişim süre­ci içinde bulunduğundan gereğinden fazla yazma çalışması yaptırmak onlarda yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasına, gerginliğe ve isteksizliğe neden olur.

Okula Başlama Toplumsal Gelişmede Önemli Bir Adımdır

Okula başlama çocuğun en önemli adımlarından birisidir. Böylece çocuk, yeni ve karmaşık bir toplumsal çevreye girmek, birey olarak top­lumda yer alma, dış dünyaya açılma, fırsatım yakalamıştır. Her gelişim basamağında olduğu gibi bu aşama da uyum gerektirir. Bu uyum, okula alışma döneminin (2-3 hafta)sağlıklı bir şekilde geçirilmesi, çocuğun okula ne kadar hazırlıklı olduğu ile ilişkilidir. Eğer çocuk belli bir beden­sel, zihinsel, psikolojik ve sosyal olgunluğa erişmişse önemli sorunlar yaşanmaz.

Okula başlayan çocuğun, kendi yaşma uygun bir öğrenme, anlama kavrama düzeyine, ayrıca ana-babadan kopup okula uyacak kadar da psikolojik olgunluk düzeyine erişmiş olması gerekir. Zihinsel yetenekler bakımından çocuğun altı yaşın gerektirdiği öğrenme ve kavrayış düze­yine ulaşmış olması gereklidir. Çocuk altı yaşım bitirdiği halde, öğrenim için yeterli zekâ düzeyine ulaşmamış olabilir. Zekâ düzeyi yeterli oldu­ğu halde evden kopabilecek kadar kişilik gelişimi ve bağımsızlık kazan­mamış da olabilir.

Psikolojik yönden evden kopabilme olgunluğunu gösteremeyen çocukların okula uyumları kolay değildir.

Uyum dönemi uzar, çocuk bir türlü aileden ayrılamazsa, okula gitmekte sorunlar yaşanıyorsa (okula gitme saatinde karın ağrısı, mide bulantısı, ateş yükselmesi vb. sorunlar) çocukta bir "okul fobisi" eğilimi­nin baş gösterdiği düşünülmelidir. Bu sorunun aşılabilmesi için, öğret­menin de yardımıyla çocuklara karşı sevecen ancak kesin kararlı bir tu­tumun sergilenmesi gerekir. Okula gidişin ertelenmesi sorunun giderek büyümesine neden olur.

Altı yaşından itibaren akran grubu ilişkisi gelişmeye başlar. Bu gruplar seçicidir. Özellikle cinsiyet, yaş ve sosyal statü akran grubuna seçilmede önemli kriterlerdendir. Bazı çocuklar akran grubuna girmede, onlarla ilişki kurmada başarısızlıkla karşılaşabilirler. Öğretmen akran gruplarında uyum sorumu yaşayan çocukları iz­leyerek çocuklar arasındaki uyumu tatlılıkla sağlamalıdır.

Çocuğun Toplumlaşmasında Oyun Gruplarının

Önemi Büyüktür

Akran grubu ilişkilerinin en iyi kurulup geliştirildiği yer oyun gruplarıdır. Öğretmen zaman zaman oyun gruplarım izleyerek, zaman zaman da çeşitli oyunlara katılarak ya da bizzat düzenleyerek uyum so­runu yaşayan çocuklarla akranları arasındaki ilişkileri yapıcı bir grup dinamizmine dönüştürmede etkili olabilir.

Öte yandan bazı anne-baba ve öğretmenlere göre, iyi öğrenci çalış­kan, düzenli, tüm dikkatini dersine yöneltmiş, derslerinden başka her­hangi bir etkinlik peşinde koşmayan öğrencidir. Akranlarıyla ilişki kurmada ve arkadaş edinmede başarısız olan çocukların ileride önemli psikolojik ve sosyal sorunlarının olacağa bilinmelidir. Toplumsal ya­şamın en önemli ilişkilerinden biri olan arkadaşlığı, karşılıklı haklar gö­zetilerek anlaşmaya ve güvene dayalı olarak geliştirmek her türlü çabaya değer Çünkü aile dışında kurulan başarılı bir ilişki çocuğun toplumsal uyumunu güvence altına alır.

Arkadaşlık ilişkileri çocuğun toplumsal yaşamında gerekli olan uyumlu ilişkileri ve işbirliğini öğrettiği gibi ona yarışma yeteneği ve re­kabet gücünü de kazandırır. Arkadaş ilişkileri çocuğa kendi kendini ger­çekçi olarak değerlendirme olanağı da sağlar.

TV Yayınları Programlı İzlenmelidir

Okul dönemi çocuğunun toplumsallaşmasında etkili diğer bir et­ken de televizyondur. Televizyonun eğitici, öğretici ve eğlendirici bir araç olarak sınırsız olanakları vardır. Burada önemle vurgulanması gereken bir durum da televizyonun çocuğa hazıra alıştırdığı kendi başına düşünmeye, araştırmaya olanak tanımadığı gerçeğidir. Bir başka deyişle televizyon kişiyi uyuşturur ve koşullandırır görüşü yaygınlık kazanmaktadır. Bu durumun sonucu ola­rak da çocuğun dil gelişimi olumsuz yönde etkilenir. Halbuki, sağ­lıklı dil gelişimi, çocuğun kazandığı dil becerisini çevresiyle etkileşime sokarak, kısaca dinleyerek ve okuyarak kazandıklarını, konuşarak, yazarak çevresiyle paylaşmak suretiyle sağlanabilir.

Oysa televizyondan etkin bir şekilde yararlanmasını bildiğimiz zaman kitap gibi yararlı bir araçtır. Ancak kişi bu araca egemen olmalı, onun kölesi durumuna düşmekten kendisini korumalıdır. Çocukların programlı bir şekilde seçilmiş televizyon yayınlarından yararlanabilme­leri için okul-aile işbirliğine gidilebilir. Seçilmiş TV yayınlarından isteni­len amacın elde edilebilmesi için aile büyükleri ve öğretmenler de bu yayınları gerekli fırsatı yaratmak suretiyle izlemeli, çocuklara sorular sormalı, onları pasif alıcı durumundan etkin bir dinleyici durumuna ge­tirmeye gayret göstermelidirler.

Ana-babalara düşen görev, televizyon izleyicisi olarak çocuklarına örnek olmaktır.

Ancak, televizyon izlemede kendilerini programlayabilen ana-babalar çocuklarının da televizyon izleme prog­ramlarını düzene koyabilirler.

Televizyonun olumsuz etkisinden çocukları korumanın bir diğer yolu da, onları planlı etkinliklere yönlendirmektir. Çocuklara bıktırıcı olmayan ders ödevleri verilerek, basılı çocuk yayınlarını izlemeleri sağ­lanarak, akran gruplarıyla ilişkileri yönlendirilerek televizyonun olum­suz etkilerinden korunmaları yoluna gidilebilir.

Çocuklar Önemli Farklarla Okula Başlar

İnsanların birbirine benzeyen ortak yanları yanında birbirinden ayrılan farklılıkları vardır. Eğitim bireyin hem bu benzer ortak yanlarını hem de her bireyin farklı yanlarını geliştirmek için işe koşulur. Çünkü yaşam bir bakıma benzerlikler ve fraklılıklar üzerine kurulmuştur deni­lebilir. Farklılıklar olmazsa gelişme değişme, benzerlikler olmazsa, ahenk, düzen olmazdı (Sönmez, 1987).

Öğretmen çocuklar arasında farkların var olduğunun ve onun başarısında etkili olacağının bilincinde olmalıdır.

O nedenle her öğrenciye, beklenen davranışı kazanacak yeterli zaman verilmeli, gerekirse her öğrenci için öğretim bireyselleşmeli, her öğrencinin yeteneğinin elverdiği oranda öğrenmesine olanak sağlayacak olan öğretim yol, yön­tem ve teknikleri işe koşulabilmelidir.

Birinci Sınıf Çocuğu Somut İşlemler Dönemindedir

Piaget kuramına göre çocuk, 6-11 yaşlar arasında somut işlemler dönemindedir.

Somut işlemler dönemindeki çocuklar, deyimleri anlamakta güç­lük çekerler. Benzetmeleri somut anlamıyla yorumlayıp açıklarlar. Ör­neğin, "Büyük adam" deyimini, iri uzun boylu adam, "ağırbaşlı" deyi­mini de insanın başının kilo yönünden ağır çektiği şeklinde anlarlar.

O nedenle, bu yaş çocukları, duyup-işittiğini değil, elle tutup gözle gördüğünü yaşadığım; kı­saca gözleyerek, deneyerek ve inceleyerek öğrenirler. Bundan dolayı da, bu dönem çocuklarında öğretim araç-gereçlerinin etkin öğrenmenin sağ­lanmasındaki önemi büyüktür.

B. OKUL AİLE İŞBİRLİĞİNİN İLKOKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİNDEKİ ÖNEMİ

Aile içi uyumun, ailenin destekleyici yaklaşımının ve ailenin okul etkinliklerine katılmasındaki çeşitliliğin, okul başarısı üzerinde önemli etkileri vardır.

Aile özellikleri, öğrencinin okul başarısındaki en ö-nemli çevre faktörünü oluşturmaktadır.

Çocuğun ilköğretime başlamasıyla birlikte, öğrencinin okul başarı­sı üzerinde rol oynaya çevresel etkiler toplumun daha geniş bir kesimine doğru genişler. Ancak aile etkisi bütünüyle ortadan kalkmaz. Günün 24 saati içerisinde okul saatlerin miktarı göz önüne alınırsa, çocuk yaşamı­nın %'nün bu dönemde de aile içerisinde geçirildiği gerçeği ortaya çıkar. Bu durum, okul yıllarında da çocuk-aile etkileşiminin önemini göster­mektedir.

Anne-babalar 0-6 yaş döneminde hem çocukla­rına tüm gereksinimlerinin yerine getirilmesinde en yakınında olan kişi­ler, hem de ilk öğretmenleridirler. İnsan kişiliğin gelişimsel temellerinin 0-6 yaş döneminde atıldığı göz önüne alındığında, eğitsel kimliğin belir­lenmesinde anne-baba rolünün önemi daha da iyi anlaşılmış olur. Çocu­ğun aile içerisinde edindiği statü, kazandığı değer ve geliştirdiği kimlik; onun giderek toplum içerisinde kazanacağı kimliğin, statünün ve değe­rin belirleyicisi olmaktadır.

Anne-Baba Tutumu ve Okul Başarısı

Öğrenci ailelerinin yanlış tutumu, ilgisizliği, baskısı, sertliği, sevgisizliği ya da aşırı ilgisi gi­bi durumlar öğrencilerin ders çalışmaktan soğumalarına, korku ve ger­ginlik duymalarına neden olmaktadır. İletişimi kuvvetli olan aile ortamında yetişen çocukların konuşma beceri­lerinin; cümle uzunluğu, soru sayısı, sözcük dağarcığı bakımından daha iyi durumda oldukları saptanmıştır.

Bir araştırmada; çocuğuna yakın ilgi göste­ren, çocuğunun çalışma ortamını düzenleyen ve planlayan, çocuğunun başarısını övücü sözlerle destekleyen, çocuğunun başarısızlığında onu çalışırsan başarılı olursun sözleriyle yüreklendiren anne-babaların çocuklarının akademik başarılarının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.

İlkokuma-yazma öğretiminde, evde çocuğuna eğitim yardımı sağlayan ve bu amaçla okul ile yakın işbirliğine giren ailelerin çocuklarının okuduğunu anlama başarılarının daha yüksektir.

Anne-Baba ve Okul İşbirliği

Hollingsworth ve Hoover (1999), çocukları doğrudan ve dolaylı yollardan eğittikleri için, anne-babayı çocuğun evdeki öğretmenleri ola­rak ele almakta ve okulda öğretmen tarafından kazandırılacak olumlu bir davranışın evde anne-baba tarafından kolaylıkla bozulabileceğini be­lirtmektedirler.

Anne-baba ve öğretmenler, çocuklara elverişli bir öğrenme ortamı yaratabilmek için ortak bir çaba göstermelidirler. Çocuğun evde oluşan ilk öğrenme deneyimleri, okuldaki öğrenme girişimlerine destek sağla­yarak, öğretmenin sınıf içi uygulamalardaki başarı şansını yükseltir. Bu yüzden öğretmenlerin çocuğun aile ortamlarını iyi değerlendirmeleri ve onun daha iyi eğitimine olanak hazırlamak amacıyla aile sorumlularıyla iletişim kurmaları önemlidir.

"Öğretmenlerin okul-aile ilişkilerini geliştirmede başarılı ça­lışmalar yaptığı, anne-babaların ise okul-aile ilişkilerini geliştirmede ye­tersizlikler gösterdikleri, anne-baba eğitiminin okul-aile ilişkilerini dü­zene koymada ve öğrencilerin okul başarılarının artırılmasında etkili ol­duğu" sonucuna varılmıştır.

Bir araştırmada da öğretmenlerin; "okul ile işbirliği içinde çocuğu ile ilgilenen velilerin okul başarısını olumlu yönde etkilediği, çocuğu yanlış bir yönlendirmeden korumak, öğretmen-aile çelişkisini önlemek amacıyla velilerin okul tarafından eğitil­melerinin gerekli olduğu" görüşünde oldukları saptanmıştır.

Okul ve aile iki farklı toplumsal kurumdur ve farklı beklentiler etrafında şekillenmişlerdir. Bu iki farklı kurumun çocukların eğitimleri konusunda çı­kar birliğine getirilmesi gereklidir. Sorun özellikle okul eğitiminin baş­langıcı olan ilköğretim birinci sınıflar için çok daha önemlidir; çünkü en temel çalışma ve öğrenme becerileri bu yılda oluşturulmaktadır.

Enter supporting content here